Gülcan, bana kızma. | Şehitlerimizin Anısına

Gülcan Bana Kızma

Paylaş


Şehitlerimizin Anısına


Hikaye: Bir Şehitlik Hikayesi.


-Kalk, tertip kalk!
-KALKIIIN! KOĞUUUUŞ!

Gözlerini bu sefer biraz daha erken açmıştı sanki Ali. Ranzanın üstünde yatıyordu, yan taraftan koğuş arkadaşı, yoldaşı, Lazo diye hitap ettiği Erkan sallıyordu omzundan Ali’yi.
Tüm koğuş ayaklanmıştı, saat sabahın 5’i. Komutan Çerkez’in sesi tüm karakolda yankılanmıştı, bir sağrıltıyla birden doğruldu yatağından Ali.
-KESKİN NİŞANCI! ALİİİİİİİ!
+Emredin komutanım!
-Kanasınla karakolun üzerinde mevzileneceksin! Şerefsizler geliyor.
+Baş üstüne komutanım!

Koğuş 2 dakika içinde silahlanmış, gözler sonuna kadar açılmıştı. Sıraya ip gibi dizilip pür dikkat Çerkez’in emirlerini bekliyorlardı.
-MEHMET!
+Emredin komutanım!
-Yanına Emreyle Serhatı al ve dışarıdaki siperlere mevzilen!
+Baş üstüne komutanım!
-LAZO! ERKAN!
+Emredin komutanım!
-Ali’ye gözcülük yap, birinden dürbün bul, tetikte olun!
+Emredin komutanım!
-GERİ KALAN HERKES DIŞARIYA MEVZİLENSİN, GÖZÜNÜZÜ DÖRT AÇIN LAN! BİRİNİZİN KANI AKMAYACAK, ANLAŞILDIMI ULAN!

Tüm koğuş sessizdi.
-ANLAŞILDIMI ULAN!

Sessizlik bir kaç saniye devam etti, Çerkez köpürürcesine bir eda ile tekrar bağıracakken, Ali sessizliği tiz bir ton ile dağıttı.
+Vatan komutanım, ne kadar aksa azdır.
-ALİ, OĞLUM SANA BİŞEY OLMAYACAK, ULAN KİMSEYE BİŞEY OLMAYACAK! GEÇİN ULAN MEVZİLERİNİZE!

21 kişinin gözlerinde cesaret ve korku harmanlanmıştı. Herkes emin ve hızlı adımlarla mevkiilerine geçerken Lazo ile Ali karakolun üzerine tırmanıyorlardı.
Gecenin sessizliği ve karanlığı hakimdi, ay ışığı karakolun önündeki bayrağı aydınlatıyordu. Buz gibi esen rüzgar tüyleri diken diken etmeye yetsede, verilen her nefes ateş gibi çıkıyordu aslanların yüreğinden, buhar olup süzülüyordu ay ışığında.
Çerkezin sesi bir kez daha duyuldu:
-MEVKİİLERİNİZDEN KIPIRDAMAK YOK! KORKMAYIN ULAN! KİMSEDE SORU SORMASIN! KÖYDEN HABER ETTİLER, 2 GRUP OROSPU ÇOCUĞU ÖLMEYE GELİYOR, OLAY SADECE BU! ÇIT ÇIKMAYACAK, KORKMAK YOK! ATTIĞINIZ HER KURŞUN ETRAFI KIRMIZIYA BOYASIN ASLANLARIM!

Aslanlarım.. Yankı bir kaç saniye sürdü dağların arasında, soğuk bekleyişin ilk adımları başladı. Ali kanasını ayarlayıp yavaşça mevkiisine geçerken Lazo sessizce kum torbalarını en iyi siper edecek şekilde diziyordu.
Gecenin sessizliğinde sadece şarjörün kontrolü için çıkarılıp takılmasının ve kum torbalarının sesi vardı.
Lazo son kum torbasınıda attı, dürbünü kemerinden çıkarıp yerde pozisyon almış ve pür dikkat karşıdaki dağlara silahının dürbünüyle bakan Alinin yanına kıvrıldı.
Dürbünü gözlerine doğrultup dağları izlerken bir şeyler demek istedi. Aliyi severdi. Lazo bir şey demeden, Alinin dudaklarından sessizce bir kaç kelime döküldü;
-İnandın mı?
+Neye?
-Lazo.. İnandın mı lan?
+Neye tertip?

Ali duraksadı. Cebindeki sigaradan çıkarıp yakmak istiyordu, yapamazdı. Açık hedef olurlardı, sigaranın ateşi bir kilometre öteden nokta atışı yemelerine sebep olurdu, o karanlıkta ufacık bir ateş böceği bile 10 kilometre öteden dikkat çekerdi.
Derin bir nefes aldı, Lazo dikkatle Aliye bakıyordu, sessizlik hakimdi, sadece bir kaç böcek çınlaması.. Lazo olabildiğince sessiz olmaya çalışarak söylendi, gözlerini Aliye dikmişti;
+Ali, oğlum ne diyorsun lan, neye inandım mı?!
-Sessiz ol.

-Sence öldürecekmiyiz hepsini?
+Başka ne yapacağız ya? Zevkle be.
-Lazo.. Bir şey merak ediyorum lan. Tamda şimdi sormak istedim. Sana biz lazo diyoruz ya..
Ali, gözlerini dürbünden ayırarak, hafif bir gülümseme ile ellerinde dürbünle uzakları gözleyen Lazoya baktı.
-Sen karadenizli değilmisin uşağum, neden senin şiven yok? Heh.
Lazo gözlerini dürbünden ayırdı, Aliye dönüp gülümsedi. Biraz sessizlikten sonra kısık kısık gülmeye başladı, elindeki dürbünü kum torbasının üzerine koydu, gülmesini keserek neşeli bir şekilde Aliye baktı, Alide gülmemek için kendini zor tutuyordu.
+Tertip, ben karadenizliyim doğrudur. İsteduğumde şivemida yaparum, istediğimde böylede konuşurum, ben çift dil biliyorum oğliim.
İkiside birbirine bakarak gülmeye başladılar, olabildiğince kısık şekilde gülmeye çalışıyorlardı -ki aynı zamanda bu saçma gülüşmeyi kesmek istiyorlardı.
Neden güldüklerini bilmiyorlardı, ve bu konuyu neden şimdi konuştuklarınıda.. Sadece, gecenin ayazında biraz gülmek iyi gelmişti onlara. Ali tekrar dürbününe döndü, Lazoda onunla beraber.
Dudaklarındaki gülümseme yavaş yavaş silinmeye başladı Alinin. Dürbünü gözlerinden ayırmayarak konuştu tekrar;
-Öğrenmek istedim be Lazo. İçimde çok kötü bir karanlık var, şu gecenin karanlığından daha karanlık.
+Tertip, 2 grup itin çaresine ben tek başıma bakarım. Neyin karanlığı bu lan?
-Sen karadenizlisin uşağum, bakarsııın..
+La Ali, sen iyimisin oğlum?
-Tertiip.. ‘dedi Ali, gözlerini yavaşça dürbünden ayırarak Lazoya baktı. Lazo el dürbünü ile uzakları seyrediyordu. Alinin ona baktığını hissetti.
+Dürbünden ayrılma tertip.
Ali tekrar dürbüne döndü. Soğuk bir kaç kelime dökülmeyi bekliyordu ağzından, içi titriyordu sadece Alinin..
-İnandın mı demiştim ya, inandın mı Çerkez’e?
+Neyine inanmayacakmışım?
-Biz bir çok çatışmaya girdik. Sen Çerkez’i hiç böyle diken vaziyette gördün mü?
+La Çerkez buu, hep öyledir.
-Hayır be Lazo. Bize “kanınız akmayacak” diye bağırırken gözlerine bakmadın mı adamın? Tüyleri diken dikendi, endişeliydi, bilmiyorum be..
+Ne düşünüyosun oğlum sen?
-Bak Lazo. 2 grup terörist hiç karakol basmaya gelir mi? Bunlar şerefsiz lan, korkak orospu çocukları bunlar. 2 grupla gelirler mi lan bize? Hele ki 2 grup it gelse, süne süne gelirler dağların arasından. Bunları köylü nasıl görecekte bize haber edecek? 2 grup gelse görünmeyelim diye yılan gibi süzülür orospu çocukları. Köylü bunları görmüş Lazo. Köylü bunları nasıl görmüş?
+Ne düşünüyosun oğlum sen cidden?!
Gözlerini dürbününden ayırmıştı Lazo.
-Dürbünden ayrılma Lazo..
… Sessizlik, sadece ikisinin endişeli yutkunmalarıyla bozuldu 10 saniye kadar.
-2 grup değil bunlar be Lazo. Köylü bunları gördüyse eğer, bunlar coşa coşa geliyorlar demektir, coşa coşa geliyorlarsa da 2 grup değiller, Çerkez yalan söyledi be.. 2 grup dedi, cesur olmamızı istedi, Çerkez biliyordu sayılarını.. Bu gece Lazo, sağ kalırmıyız be karadenizli..
+Tertip, isterse bin kişi ols…
-ŞŞT! Telsizi ver!
-900 metre ötede dağların üzerinde hareket gözlüyorum!
Çerkezin sesi duyuldu telsizden.
+Tamam Ali, sakin ol koçum. Yaklaşmalarını bekleyin. Tüm birlik, tetikte olun, hedefin tam olarak yönünü belirt Ali.
-Saat 1 yönünde, hala 900 metre, iki kişi kayaların arasından bi kaç metre inip durdu, yukarda biri dürbünle karakola bakıyor sanırım. Her şeyi göremiyorum.
+Lazo ne bok yiyor!
Lazo elinde dürbün, şaşkın ve endişeli gözlerle tüyleri diken diken olmuş Aliye bakıyordu. Çerkezin sesiyle irkildi, yutkunarak dürbünü hemen eline aldı, siper alarak 1 yönüne doğru bakmaya başladı, Alinin elinden telsizi alıp;
-Komutanım, b-bakıyorum..
+Karadenizli, senin gözlerine güvendim, hadi be aslanım!
..7 saniye kadar geçti aradan.
-Komutanım, dürbünle kayaların üzerinden buraya bakan bir orospu çocuğu var, kayaların altında 2 tane daha, dürbünlünün arkasında 15 den fazla saydım, kayaların arkasında kalıyorlar, 6 kişiye yakın sağ taraftan inmeye hazırlanıyor gibi.
+Lazo, iyi izle. Ali?
Telsizi Ali aldı.
-Komutanım!
+Aslanım, 600 metreye yaklaştıklarında söyleyin, parmağın tetikte olsun. Lazo, her hangi bir pozisyon değişikliğinde haberdar et, anlaşıldı mı?
Çift ağızdan, anlaşıldı dedi aslanlar.

Telsizi 21 kişi dinliyordu, Çerkez’de dahil olursa 22’ye çıkıyordu dinleyici sayısı. Saat 5.15 civarlarıydı, çok hafif bir aydınlanma vardı dağların arkasından. Güneş yavaşça doğuyordu. Gecenin ayazı eksilmemişti karakoldan, 21 aslanın tüyleri diken, nefesleri ateşti hala, eli tetikte olmayan sadece Lazo vardı, keskin nişancısına yaverlik ediyordu karadenizli.
Ali her hareketini izliyordu dağdakilerin, Lazo etrafa bakıyordu çevre kuşatan, pusu planlayan şerefsiz varmı diye. Solda bir kayalık yığıntısı vardı, oradan gelirlerse işleri zordu. Fakat dağdakilerin bu stratejiyi planlayacak zekaları varmıydı? Alinin dürbüne bakarak gülümsemesine bakılırsa, öyle bir ihtimal bile yoktu.
Sadece, her saniye o gülümseme biraz daha azalıyordu. Aradan 1 dakika kadar geçtiğinde, o gülümsemeden eser kalmamıştı ve telsize tekrar davrandı;
-Komutanım, saat 1 yönünden 15 er kişilik 4 grup aşağı iniyor, saat 3 yönünden tahmini olarak 24 kişi sağdan bastırmak için pozisyon almaya çabalıyor, 700 metre..
+500 metreyi geçtiklerinde, en uygun pozisyonda sıkmaya başla Ali.
-Komutanım.. 2… 2 grup..?
+ALİ!
-Anlaşıldı komutanım!

Karakol buz kesilmişti. Ali nefesini kontrol edemiyordu, diğer aslan parçalarının sıcak nefesleri yavaş yavaş soğuyordu. Çerkez’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü yattığı sipere, üzüldüğü ve korktuğu tek şey, 21 şehit vereceğiydi, biliyordu.. Bilmekse, işin en acı tarafıydı, çaresizlikse cabası..
Telsizden destek kuvvet isteyeli 10 dakika olmuştu, destek kuvvetin ulaşması ise 1 saati bulacaktı. Tek istediği, 21 aslan parçasından sadece birinin bile gazi çıkmasıydı, sadece birinin..

Lazo, gözlerini dürbünden ayırmayarak, yutkundu ve iki kelime söyledi;
-Haklıymışsın tertip.

Ali tek kelime etmedi, nefes almayı kesmişti, sadece odaklanmış ve pür dikkat karşıyı izliyordu. Eli tetikte öyle bir duruyordu ki, sanki 500 metreyi bekleyemeyecekmiş gibi, isyan edip üzerlerine mermi yağdırmak istermiş gibi duruyordu..
Telsizi eline alıp, “550 metre komutanım” dedi Ali.
Lazo dürbünü tutan bir elini bıraktı, diğer elini arkasındaki G3’e davrandı. Emirleri bekliyordu.
Çerkezin sesi duyuldu,
+Atışınla başlarız Ali.
Oldukça sakindi, ve çok soğuktu. Tam bir ölüm soğukluğu vardı karakolda o an, kuş uçsa üzerine mermiler yağacaktı sanki..
Lazo elindeki dürbünü bıraktı, G3’e davrandı, siper aldı.
Ali, telsizi elinden bırakmadan önce son bir söz söyledi, “Hazır..”

Karakol tetikteydi, namlunun ucundaki mermiyi bir pamuk ipliği tutuyordu sanki o an.. Erlerin parmaklarına hafif rüzgar çarpsa, çıkacaktı namludan ilk mermi..
Ali nefesini verdi, ve Lazoya “sen ölme karadenizli” dedi, “SEN ÖLME KARADENİZLİ!” diye bağırdı, karakol inledi, sesinin yankılanması bitmeden ilk mermi, kulakları sessizliğe alışmış karakolun kulaklarını çınlatacak şekilde çıktı Alinin kanasından!
1 saniye geçmeden, ardı ardına mermi sesleri gelmeye başladı.. Hava yavaşça aydınlanıyordu, fakat karakoldan dağlara giden mermilerin parıltısı güneşten daha parlaktı.. Görsel bir şölen oluyordu adeta, ölümlerle oynanan bir oyun gibiydi ilk saniyeler..

Oysaki 8 gün kalmıştı Alinin eve dönmesine, nişanlısı bir gece daha onu düşünerek uyumuştu, belki rüyasındaydı şimdi Gülcan’ın, kim bilir..
Kadınlar hisseder derler ya, Gülcan hissediyormuydu aceba o an Ali’nin bir ölüm şöleninde olduğunu?

Karakoldaki ışık oyunları devam ediyordu, Ali gülümseyerek ateş saçıyordu etrafına.
-Lazo, 5 oldu lazo!
-ETTİ 6 LAZO!
-YEDİ, YEDİİİ! BUNUNLA.. BUNUNLA SEKİZ ETTİ LAZO!
-LAZO, KARADENİZLİİ ATEŞ ET!
-LAZO!
-KARADENİZLİ, SANA DİYORUM UŞAK!
+K-kızma ba..

Ali, Lazoya bakmak için o görsel şölenden ve ses kargaşasından bir an olsun ayrıldığında, Lazoyu göğsünden vurulmuş bir şekilde solunda, gülümseyerek yatarken gördü. O an içinde bulunduğu psikoloji sebebiyle deli gibi bülmeye başlayarak, dürbününe geri döndü ve teröristlerin bulunduğu alana doğru nişan almadan, haykırarak mermiler saçmaya başladı.
Arkadaşları teker teker düşüyordu. Alinin gülümsemesi bir anlığına soğukça burkuldu, boynundan onu delip geçen mermi nefesini kesmişti.
Silahını düşürerek geri serildi, soluna baktığında tertibinin ona doğru gülümsemesini görüyordu. Mermi seslerinin arasından duyulabilen kısık bir ses vardı sadece.
ALİ, LAZO, LAN ŞEREFSİZLER SES VERSENİZE LAN SES VERSENİZE SEEEEEEEEEEEEEEEES!

Alinin nefesi kesilmişti, kahkaha atamıyordu artık fakat gülümsemesinden bir şey eksilmemişti. “Karadenizli, ölme sen” demişti.
Karadenizli gülümseyerek can vermişti solunda. Postalının içerisinde sakladığı eski, takoz bir telefonu vardı Alinin. Gülcanı çok özlediğinde, buradan mesajlaşırlardı geceleri.
Çerkez bir kaç kere telefonu görmesine rağmen bir şey dememişti, o da sevmişti, onun hikayeside derindi..
Zar zor elini yetiştirdi Ali, nefes almakta zorlanıyordu. Gözleri karadenizlideydi, o ona gülüyordu, o ona.. Telsizdeki seste kesilmişti bir süre sonra..
Elinde takoz telefonuyla, karadenizliye bakarak son nefeslerini harcadı Ali;
Kızmadım karadenizli…

Silah sesleri durmuş, görsel şölen bitmiş ve etraf güneşin kısmi ışığıyla aydınlanmaya başlamıştı. Bir Türk düğünü daha bitmişti..
——————–
Gülcan ise, şehidinin, nişanlısının tabutuna sarılmıştı 3 gün sonra. Bağırdı..
-“Kızma bana gülcan” demiş ölmeden önce bana, “kızma bana gülcandiye mesaj atmaya çalışmış son gücüyle.. “KIZMADIM SANA YİĞİDİM… VATAN SAĞ OLSUN!”


 

 

Tamamen kendi hayal ürünüm bir hikayedir, emin olun ki buna çok yakın olaylar mehmetçiğimizin başına gelmiştir. Bu hikayeyi, dağlarda namlu başında duran mehmetçiğimizin neler hissetiğini daha iyi anlayın diye yazdım, son günlerde verdiğimiz şehit sayısının haddi hesabı yok.. Başımız sağ olsun!



 

Şizofren Psikolog


 

Facebook, Twitter gibi profillerinizde paylaşmaktan çekinmeyin.

  1. Özel Harekatçı Bayan dedi ki:

    Okurken tüylerim diken diken oldu. Duygulanmamak mümkün değil. Tabi gerçek hayatta da askerlerimizin başına bunun gibi bircok olayl geliyor. Allah onları korusun.

  2. Inn Capt. dedi ki:

    Yazık, kimse ölmesin. Ne Türk ne Kürt kimse dağa çıkmasın. Çıkmak zorunda da kalmasın.

  3. Hafize dedi ki:

    Paylaşımın çok güzeldi.Çok derinden etkiledin. Yüreğine sağlık.

  4. EKİN dedi ki:

    Duygulandırdın be… Hele bunun gerçek olabileceğini bilmek, helal sana!

  5. Sude Winchester dedi ki:

    Hepimizin başı sağ olsun. Dileğim daha fazla şehit vermemek! Çok güzel bir yazı olmuş hikaye ise çok fazla iyi. Tebrik ediyorum…

  6. Dilhan Şahin dedi ki:

    Harbiden duygulandım. Başımız sağolsun.

  7. Yankı Uzun dedi ki:

    Çok güzel yazmışsınız sonuna kadar okudum. Allah dağdaki askerlerimize sabır versin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir