ONLAR: Bilmediklerimiz

Onlar

Paylaş

 


ONLAR: Bilmediklerimiz


Hikaye: Korku-Aşk-Dram


*Bu bir korku hikayesidir, psikolojik rahatsızlığı olan kişilerin okumaması önerilir.


 

Dışarısı zifiri karanlık, gece 1’e geliyordu ve ben bilgisayarın başındaydım. Denizi az önce kapının önünde anlını öperek eve bırakmıştım, korku dolu gözlerle iyi geceler öpücüğü verdi bana ki, ah.. benimde kafama takıldı şimdi.

Anlattığına göre evde dururken kapı çalmış, kapıyı açınca karşısında babasını görmüş. Babası hemen hazırlanmasını istemiş, Deniz’de hazırlanmış hemence. Babası Deniz’in elini tutmuş gece karanlığında nereye gittikleri belli olmayan bir şekilde yürürken arkadan bir ses gelmiş, “Kızım!” diye. Arkasına baktığında 100 metre ötede babasını ona doğru endişeyle koşarken görmüş. Şaşırıp korkan Deniz, az önce elini tutan babası sandığı adamın kim olduğuna bakmak için önüne dönmüş, eli boşmuş ve yanında kimse yokmuş.. Anlattığına göre, bu bir 3 harfli vakasıymış. Ruhmu desek, cinmi desek, 3 harflimi desek artık bilmiyorum ama ben pek inanamadım, rüya falandır dedim içimden ama, Deniz akıllı bi kızdı, bilemedim..

Annem uyuyordu, Oğuzda arkamdaki ranzada yatıyordu. Kız arkadaşı vardı galiba hergelenin telefonla mesajlaşıp dururdu.


 

Bilgisayardan cin çağırma eylemlerini araştırıyordum.

Aklıma takıldı Deniz’in anlattığı şeyler. Yalan söylemiyordu, bunu anlayabiliyordum.

Girdiğim siyah arka planlı bir internet sitesinde ayin gibi bir türle çağırılabileceği yazıyordu.

Güldüm, nasıl olabilirdi ki ?

Ayrıntılı bir bilgi yoktu. Sadece “Ayin ile çağırılır, dikkatli ol.” yazmışlardı.

Detaylı bilgiye ihtiyacım vardı, her daim yanımda olan kardeşim dediğim Ebubekir geldi aklıma. O bahsederdi böyle şeylerden.

ONLAR tarafından rahatsız edildiğini söylerdi.

Alay eder gibi bir anlatış biçimi vardı, ama o da doğru söylüyordu, yaşamıştı..

Evde ayak sesleri duyduğunu, her gece onu rahatsız ettiklerini söylemişti.

Odasının kapısı durduk yere çat diye kapanıp onun uykudan uyanmasına sebep olurmuş ara sıra. Geceleri mesaj atardı, “Uyuyamıyorum kardeşim.” diye, teselli ederdim bende..

Her neyse, geç olmuştu. Arkamı döndüğümde Oğuz’un telefon elinde uyuya kaldığını gördüm.

Güldüm, az gelmedi başıma bu olaylar.

Çok geçtim bu yollardan, yorgan altında nefessiz kalırdım ben. Aldım telefonu elinden, duvar kağıdı yapmış kızı.

Çokta tatlı bi kız, kapmış dişiyi aslan parçası.

Her neyse, uzandım yatağıma, koydum telefonumu yastığın altına, yine Deniz geldi aklıma.

Her geldiğinde gülümser yüzüm. Yavaş yavaş gözlerim kapanıyordu sanki hayaliyle..

 


TELEFON SESİ


 

 

Telefonun iğrenç sesiyle uyanmıştım tatlı uykumdan, ah… Deniz’de rüyamdaydı bak, kim arıyolan beni?!

Telefonu yastığımın altından çıkarıp bakmamla, KARDEŞİM yazısını görmem bir oldu, Ebubekir arıyordu, ah.. Açtım tedirgin bir şekilde;

-K-Kanka noldu?

+Kerem sana ihtiyacım var. (!)

-Kanka ne oldu söyle geliyorum?! (Bu sırada yatağımdan kalkıp ceketimi giymek üzere aşşağı iniyorum.)

+Kerem beni rahat bırakmıyolar (AĞLAMAKLI Bİ SESLE) yeter artık, yeter..

-Ya kanka yoldayım bak yoldayım çık hemen kapının önüne hemen hadi!

+Amına koyım yeter be yeter, benden istedikleri ne!

-TAMAM SAKİN, GELİYORUM YETER ÇIK HEMEN!

+…

-Ebubekir?!

+K..kerem, sonuna geldim be k-kanka, yeter. (kısık bir sesle)

-Ebubekir, LAN!

+.. (dııt dııt dııt)

Hassiktir yaa! Dar mahalle sokaklarını ayak seslerimin gürültüsüyle doldurarak koşmaya devam ediyordum, Ebubekir’in evine geldim sayılırdı.

Biraz daha koşup köşeyi döndüm, Ebubekir’lerin evinin önünde kaldırımda bir çoc.. ah! Ebubekirdi o, yanına koşuyordum hızlıca, yaklaşırken bağırdım;

-EBUBEKİR!

Cevap gelmemişti, başını eğmişti aşşağıya, konuşmuyordu. Yanına gelip oturdum bende, yüzüne bakıyordum, gözleri dolmuştu.

-Oğlum iki kelam et, bişey anlayalım ya! ” dedim sinirli bi şekilde.

+(Ağlamaklı bir ses ile) Şu an konuşacak durumda değilim Kerem, götür beni, bidaha bu eve gelmek istemiyorum..

– Şş tamam oğlum sakin ol tamam, gir koluma, bize gidiyoruz hadi.

Ebubekir’in bi kolunu omzuma alıp, yavaşça eve götürüyordum. Yine o dar mahalle sokaklarından geçiyorduk, gökyüzü çok güzeldi, ıhm, ve gizemli..

Ay ışığı aydınlatıyordu sokakları. Ebubekir;
-“Kardeşim, uzaktan bi kız koşuyo ama senin ki olmasın?”

İki eliyle hırkasını tutmuş, terliklerle koşuyordu bize doğru her kimse.

Kerem, dedi ince bi sesle uzaktan gelen kız, Deniz’di o, bize doğru koşuyordu.

Ebubekirin omzundan çektim kolumu, sarıldım denize. Kulağına fısıldadım, pekte fısıldamak sayılmaz aslında. Normal bi sesle, ” ne arıyosun lan bu saatte dışarda gerizekalı?! ” dedim. Yanağından öptüm, baktım gözlerine, tam konuşacaktı ki “Tamam sus” dedim, parmağımı dudaklarına koydum. “Beni merak ettin, dimi ?” dedim. Atladı üstüme, sarıldı, “hıhı, camdan gördüm seni koşarken.” dedi. Ay ışığıyla parlayan gözlerine baktım, gülümsedim, bi elimide Deniz’in beline doladım.
Ebubekir; “Yenge geceleri çıkma dışarı bidaha, pek tekin değildir buralar biliyosun aman diyim.” dedi, Deniz’de kaşlarını çatarak “O zaman bunu Kerem’e söyle. Bana söylemeden iş yapmasın.” diye gülümseyerek cevap verdi, “Şşt tamam, hadi yürüyün.” diye güldüm bende, neşemiz yerinde Ebubekir ve Deniz’le beraber bize doğru yol aldık.

Mahalle aralarında bazı yerlerde, sadece sokak lambası aydınlatıyordu sokağı.
Hava soğuktu. Denizin üşüdüğünü farketmiştim, kollarımla sıktım biraz incecik belinden, “Sokulsana bedenime üşüyosun bak” dedim, iyice sarıldı koydu kafasını omzuma, bıraksam uyuyacak.

Ebubekir sessizdi, susuz kalmış gibiydi. Belki birazda aç.

O sırada kapıya gelmiştik. Elimi cebime attım, anahtarı çıkarıp kapıyı açtım. Ev her zamanki gibi sesizdi. İçeriye girdik. Sessizce, “Geçin şöyle mutfağa bakalım. Hem olanları anlatır Ebubekir. Bende size bişeyler ikram ederim” dedim.

Mutfağa girdik yavaşça, fazla ses çıkartmasın diye ışığıda yavaş açtık.

Masaya oturdular. Ebubekir kafasını masaya koydu. Kollarını birleştirdi. Deniz’de Ebubekir’e dokunup, “Ebubekir, ne oldu o evde, ne oldu ?” diye soruyordu.

Bende sürahiyle, sakinleştirici niyetine 3 bardak su doldurdum.

Koydum masaya, dolabın kapağını açtım, dünden kalan pasta vardı. Çıkardım pastayı, kestim 3 dilim koydum tabaklara.

Tabaklarıda masaya koyduktan sonra çektim kendime bi sandalye, aralarına oturdum. Deniz ayağa kalkıp sandalyesini bana yakınlaştırdı, bi elini belime koydu, ardından yanağıma ıslak bi öpücük kondurdu, hiç sesi soluğu çıkmayan Ebubekir’inde omzuna dokunarak “Gelicez üstesinden merak etme Ebu.” dedi. ‘Ebu’ lakabıdır, bazen kullanırız.

Döndüm ebubekire. Ellerini anlına koymuş, dirsekleri masada. Düşünüyor öylece.

Koluna koydum elimi:
– “Anlat kanka, ne oldu ?”

Çekti ellerini alnından. Derin bi nefes alıp konuşmaya hazırlandı, yeni ağlamıştı, sesi titrekti, genizden geliyordu. Ağlamaya hazırdı, en ufak bişeyde ağlayacak gibiydi..

“Kanka bak, ben uyurken birden kapı çat diye kapandı. Yine aynı olay oldu. İçeride birileri vardı. Ama göremiyordum. Kanka… (ellerini tekrar anlına koydu. Ağlıyordu yine) bişey boğazımı sıkıyodu kanka.. Sesim çıkmıyoduu. Çıkmıyodu. Çıkmıyodu işte! (elini masaya vurdu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.) öldürüyolardı beni.. Yapamıyorum artık dayanamıyorum her gece buna. (bağırarak) “Olmuyo !”, Hareket edemiyodum. Nefesini boğazımda hissediyodum. Kalbime batıyodu bişey.. Bu gece çok ileri gittiler… Son anda annem üstümü açmışımdır diye üstümü örtmeye geldiğinde ışığı açtı ve her şey bitti. Nefes nefese kalmıştım, suratım bembeyazdı..

Annem göz yaşları içindeydi. Ben iyiyim anne diyip hırkamı aldığım gibi sokağa attım kendimi, tek çarem seni aradım, eh.. işte burdayım..


 

Ebubekir konuşmasını bitirir bitirmez içeri annem daldı:

-“Aa, hoşgeldiniz çocuklar” dedi.
+”Hoşbulduk Fatma abla” diye yanıtladı Ebubekir,

Deniz ise daha çok anne demeyi tercih ediyordu. “Hoşbulduk anne”

Annem, “hah gelinimizde burdaymış.”

Bi gülümseme oldu ortada.

“Ne oldu anne ?” dedim. “Su içecektim oğlum, sizi gördüm”, dedi. Ebubekiri farketti. Gözyaşlarını, kızaran suratını.

Ebubekirin yanına gitti, elini omzuna koydu,

“Noldu sana oğlum ?” dedi. Ebubekir’in konuşmasına fırsat vermeden;

“Boşver anne sonra anlatırım ben sana olayı, çıkıyoduk bizde tam” diye araya girdim, tuttum Deniz’in elinden. Ebubekir’de hazırdı, çıktık evden.

Yol biraz uzundu. Deniz’e ceketimi verdim, soğuğa dayanıklıyımdır.

Yine, bi kolum Ebubekir’in omzunda, bi kolum Deniz’in belinde, uykusu gelmişti sanki meleğimin, sessizdi. Başını omzuma dayamıştı, yavaş bi şekilde ay ışığında yürüyorduk.

Ebubekir çok stresliydi, onu anlayabiliyordum.. onun için yapabileceğim bişey olabilirdi sanırım, bunu biliyorum.

Ölü gibi bi sesle,

“Nereye gidiyoruz ?” diye sordu Ebu.

“Sizin eve gidiyoruz, ve Deniz’i yol üstünde evine bırakıcam, uykusu var prensesin.” diyerek gülümsedim o yorgunlukla. O kadar uykusu vardıki, duymamıştı. Resmen ayakta uyuyordu.

Denizin evinin önüne geldiğimizde, hırkasının cebinden anatarını çıkarıp dış kapıyı açtım. Gerçekten uyumuştu, öyle ayakta kendini bana yaslamış uyuklarken görünce onu içim eridi birden. Kucağıma aldım, merdivenlerden zar zor evinin kapısına kadar çıkartıp kapıyı sessizce açtım. Kucağımda odasına kadar yavaşça, çıt çıkarmadan götürdüm, yatağına yavaşça yatırıp üstünü örttüm, yanağına bi öpücük konduracakken Ebubekir’in çığlığını duymamla içimden “Hassiktir” demem bir oldu, olabildiğince sessiz şekilde hemen çıktım evlerinden, yavaşça kapıyı kapadım, merdivenlerden inip Ebu’nun yanına koştum. Yine ağlıyordu, “Yeter ulan artık yeter!” diye sıkıyordu kendini.

Bu durumu beni çok üzüyordu ya..
“Ne oldu lan yine!” diye bağırdım dış kapıdan çıkarken;

“Burdalardı, yanlız kaldığımda buluyorlar, yine geldiler.. Seslerini duydum, yine burdaydılar..” titreyen korkmuş sesiyle.

Ebubekir’in ensesinden tuttum, “bak bana, baak !” diye sakinleştirmeye çalışıyorum. “Oğlum biz bir bütünüz lan. Çözücez oğlum bu sorunu. Çözücez. Bana güven oğlum lan. Güven. Gel şimdi gidiyoruz” dedim. Attım elimi omzuna, yine sakinleştirmek için güldürme çabalarındayım;

“Kanka bak nooldu biliyonmu, geçen bi otobüsün önüne geldim durdum öyle adamda bişey yapmadı bakıştık sevgili olcaz galiba” diyerek eğlendirmeye çalışıyordum. Eğleniyorduda, gülümsemesinden belli oluyordu.

En fazla bunu yapabilir zaten, çocuğun yerine kendimi koyayım diyorumda, deliririm lan. Her neyse, saat 5 e yaklaşıyordu, Ebubekir’in evine gelmiştik, yavaşça kapıyı açıp içeriye girdik.

Ev gayet sıcaktı. “Oğlum beni sakın yalnız bırakma bak” dedi sakince. Annesi üst katta uyuyormuş. Rahatsız etmek istemedik.

-“Sende bu in cin kitapları falan varmılan ?”
+”Var, zaten bunlar yüzünden geliyor bu olaylar başıma”
-“Ver o kitabı” dedim, kafa salladı.

Gittik odasına. Odada eşyalar yerle bir olmuştu.
“Bunu onlar yaptı” dedi. Sesi yine titremeye başladı. “Sakın ağlama lan, çözücez bu sorunu.” dedim.

“Tamam” diyerek kitabı elime verdi, ismi ” Gizli İlimler ” idi.

Açtım, inceledim biraz. Cin çağırma bölümünü buldum. Hiç gecikmedik. Hemen yeterli ortamı oluşturmak istedim. Bir kaç mum bulduk, yaktık, ayin olayı doğruymuş..
Bu kitapta detaylı bilgiler yazıyordu. Odanın 4 yanına mumları koyduk, kitaptaki kelimeler arapçaydı.
Ebubekir eskiden kuran kursuna gitmiş, okumasını öğretti bana ezberledim kelimeyi.

-“Bunu yapmak istediğine eminmisin ?” dedi bana Ebubekir.

+”Senin için.”

Gülümsedi. Işığı kapatıp mumları yaktık, çiçek saksısından temin ettiğimiz toprakla ortaya bir şekil yaptık, başladık kelimeleri söylemeye.
Her kelimeyi söylediğimizde mum ışıkları dengesizleşiyordu, yükselip alçalıyordu.
Her kelimeyi söylediğimizde daha fazla yükseliyordu.
En son ateş söndü. Işığı yakarsak çok kötü sonuçlar olacağı yazıyordu.
Karanlıkta kalmıştık. Ebubekirin ağlamasını duyabiliyordum.
“Şşşt” dedim; “Kitapta kelime harici ses olmaması gerektiği yazıyordu.”

Bazı sesler duymaya başladık.


 

Mumlar birden sönmüştü. Odanın içinde karanlıkta kalmıştık.
Ebubekirin ağlama sesleri ve gerilimden oluşan nefes sesleri gideriyordu odanın sessizliğini.
Arapça kelimeler fısıldanıyordu kulağımıza.Kısık bi sesle, “ne ?” dedim.
Yine arapça kelimeler söyleniyordu.
Ebubekir dayanamadı, “Anlamıyoruz ulan !” diye bağırdı.

Aradan 3 saniye geçmeden, kulağımda çekimsiz bi acı hissettim. Bir çığlık yankılanıyordu kulağımda.
İki elimle kulağımı tuttum, “yeter, yeteeer!” diye bağırarak yere kapandım.
Sesler kesilmişti. Hiç bi ses yoktu. Sonra mumlar tekrar alev aldı.
Odayı mumlar aydınlatıyordu sadece.

Ebubekir’in olduğu yere baktım, orada değildi. Bu korku canıma tak etmişti.
Ebubekir, diye seslendim. Gözlerim dolmuş, sesim titriyordu. Gözümden 1 damla düştü bacağıma. Tekrar, “Ebubekir” ismi süzüldü ağzımdan..

Kendimi koyvermiş, ağlayacakken arkadan boğazıma bir kol sarıldı. İki elimle kurtulmaya çalışırken bi ses geldi kulağıma, “ebubekir artık yok.” diye bir ses. Çok değişikti.

Sanki sesi sigara içmekten kesilmiş, yaşlı bir amcayı andırıyordu.
Yerdeki telefonu bir elimle tutup arkamdaki kişinin kafasına doğru rastgele vurdum.

Nereye vurduğumu bilmiyordum ama beni bırakmıştı. Yeniden, “aptal” diye bi sözcük söyledi. Hemen ayağa kalkıp ışığı sertçe açtım.
Yerde çelimsizce yatan beden, Ebubekir’e aitti. Fakat sesi değişmişti.
Yardım etmek istedim, bir o kadarda korkuyordum.
Tekrar dizlerinin üstüne geldi, ayağa kalktı yavaşça. Ağzını oynattı;

– “Artık bizim” dedi ve şeytani diye tabir edebileceğimiz şekilde gülmeye başladı.

Ne yapacağımı bilemedim, sehpanın üzerinde duran makas çekti dikkatimi.
Onu öldürebilirdim, ama yapamazdım. Oralarda bir yerlerde o vardı, Ebubekir oradaydı.

Sıktım yumruğumu, suratı gülen, ama dudağından az önce yediği darbe yüzünden kan süzülen Ebubekir’in önünde sertçe durdum.

“Ne istiyosun ondan ?” dedim. Hırslı bi ses tonum vardı o an. Sinirliydim. Korkusuz, cesaretliydim. Ancak her şey bir anda değişti.

Bir hareketiyle, ellerini çırpmasıyla ışığı söndürdü, o pis gülüşünü artık görmüyor, hissediyordum..
Korkmaya başlamıştım, vücudumda salgılanan adrenalin zirveye ulaşmıştı saniyeler içinde.

Işıklar kapalıyken bana her şeyi yapabilirdi. Her ihtimale karşı, sehpanın üzerinde duran makası elime almak için hamle yapmaya kalktım.

Karanlıkta makası bulmam biraz zaman aldı, makası yavaşça elime aldım, ve sakin ve titrek bir ses tonuyla:

– “Ne istiyosun?” dedim, korktuğum her yönden belli oluyordu..

+ Sizden ne mi istiyorum? (kahkaha)

Bir müddet sustuktan sonra, “Arkadaşımı rahat bırak, yalvarırım sana uğraşma bizimle..”, dedim. Sustu, korkudan geri gidip duvara yaslandım.

Sıkışıp kalmıştım. Odada sadece birazcık ışık sağlayan mumlar yanıyordu, yavaşça yakınlaşan ayak sesleri duyuyordum..

(Odanın kapısı çaldı: -TIK TIK)
– Oğlum, müsaitmisin ?

Elif teyzeydi bu, Ebubekir’in annesi..

Lanet olsun ya! Tam da şu vakit olacak şeymi?! Ne diyeceğimi bilemiyordum, derken boğazımda Ebubekir’in ellerini hissettim.

Nefes alamıyordum, tam karşımdaydı, karanlıktan yüzünü göremiyordum ama beni boğazımdan tutup duvara yasladığında, öldürmek için boğazımı sıktığını anlayabiliyordum..

Odanın kapısı aralandı, bir el uzandı ve ışığı açtı.

Ebubekir’in suratına baktım ve ellerimi boğazımdaki ellerine koydum, çekmeye çalıştıysamda olmadı, çok güçlüydü.

Beti benzi akmış, gözleri bembeyazdı. Boğulacaktım, ellerini çekemiyordum, o reflex ile makasın ucunu karnına sapladım.
Ellerinin gevşediğini hissettim. Sadece gevşemekle kalmayıp bırakmıştı. Ve;

– “Bana böyle zarar veremessin..” diye gülümseyerek yere yığıldı, Elif teyzeyse elleri ağzında korkuyla bizi izliyordu, şoke olmuştu.

Hemen oğlunun üzerine koşup, oğluum ! diye ağıtlar yakmaya başladı. Ben pişman ve ağlak bir şekilde öylece bakıyordum yerde yatan Ebubekir’e, kardeşime..
Hemen o telaşla cebimden telefonu çıkarıp ambulansı aramak istemiştim, ama telefonu cebimde bulamadım.

Telefon evde kalmıştı, o sırada annesi kin dolu gözlerle gözlerime baktı. Ve ayağa kalkıp, yakama sarıldı.

Korkmuş gözlerimle, kin dolu telaşlı gözlerine bakıyordum.

– “Ne yaptın oğluma !” diye çığlık atmaya başladı, “Herşeyi anlatıcam, lütfen!” diye bağırarak ellerini yakamdan çekip Elif teyzeyi ittirmek zorunda kaldım, ellerinden kurtulduktan sonra koşup evlerindeki ev telefonundan ambulansı aradım…


 

Elif teyze ağıtlar atarken ben kapıda telaşla olanları izliyordum;

Ebubekir yerde gözlerini açmıştı, göz bebeği yerindeydi.

Yüzüne kan gelmişti. Sesi fazla çıkmıyordu, kan kaybediyordu..

– “Ne oldu bana..” dedi güçlükle, konuşamıyordu..

Hemen yanına gittim, Elif teyze üzerime saldırdı.

Güç olarak, o yaşlı olduğu için ondan güçlüydüm. Elini tuttum, “Elif teyze sakin ol olanları anlatıcam sana lütfen sakin ol” dedim, korkuyordum..

Annesi çok telaşlıydı, tekrar oğlunun başına koştu ve “Oğlum, Ebubekir’im, iyimisin oğlum?!” diye ağlamaya başladı.

Güçlükle, “İ-iyiyim” dedi Ebu, annesinin ağıtları eşliğinde ambulans sesi duyuldu mahallede. Camı açıp ambulansa evin burası olduğunu bağırdım;

Koşup kapıyı açtım, o sırada sedyeyle içeri girdiler. Ebubekir’i aldılar sedyenin üstüne, hızlı bi şekilde ambulansa götürdüler.

Tüm mahalle ayaklanmıştı. Ambulans, siren sesi eşliğinde uzaklaştı.

Elif teyze Ebubekir’in arkasından ağlıyordu.

Sokaktaki bağırışlarından komşular aşşağı indi, Elif teyzenin bağırışları içimi çok acıtıyordu.

– Katil!

Diye bağırıyordu, zar zor sakinleştirilen Elif teyzeye tüm olayı başından sonuna kadar komşuların yanında anlatmak zorunda kaldım.

– …. ve sen odaya girdiğinde, beni boğuyordu. Mecburen reflex olarak elimdeki makası ona karşı kullanmak zorunda kaldım. Üzgünüm. Gerçekten çok üzgünüm, ama benim bi suçum yok elif teyze.., diye izah ettim.

O gece çok bitkin bi şekilde döndüm eve. Bizimkiler uyuyordu, saat sabahın 7’siydi ve biraz uykuya ihtiyacım vardı…

Kapıyı açtım ve yavaşça merdivenlerden odama doğru çıktım, odamın kapısından girecekken bazı sesler duydum. Biraz daha yakınlaşınca farkettim..

Oğuz, telefonumda Ebubekir’in attığı ses kaydını dinliyordu;

İçeri daldım, ani bi hareketle telefonu elinden aldım ve sessizce, “geç yatlan yatağına” dedim.

“Uykum yok !” diye bağırdı. Boğazından tutarak, “Bağırma, annem uyuyor gerizekalı.” dedim, bıraktım.

“Şimdi git televizyonmu izleyeceksin ne yapacaksan yap, ama sessiz ol” dedim.

Oğuz asabice kapıdan çıkarken yatağıma uzandım. Bütün o gecenin stresiyle yattım, yorganı üzerime çektim ki bir ses duymaya başladım, telefon sesi.. of.

Deniz arıyordu, kendimi toparlayıp telefonu açtım.

Alo, bile demeden hemen;

– Sevgilim, beni iyi dinle. 1 saat sonra, eskiden gizlice buluştuğumuz yere gel. Çok önemli, orda olman gerek.” deyip kapattı telefonu.

1 gram uyku uyuyacaktım, yok. Olmadı.

Tüm günün yorgunluğuyla, giyindim ve hazırlandım.

“Bu kız beni sabahın 8 inde neden oraya çağırsın ? Neyse, vardır elbet bi bildiği..” diyerek merdivenlerden sakince indim, ceketimi tekrar giydim ve çıktım evden.

Son anda telefonumu evde unuttuğum aklıma geldi. Kapıyı sessizce açtım, içeri girdim.

Oğuz televizyon izlemiyordu. Yatağına gitti heralde dedim içimden, merdivenden sakince çıktım ve odaya girdim. Sehpanın üzerinde duran telefonu alıp cebime koydum.

Bu arada Oğuz’u dürtüp, “şşt televizyon izlemiycekmiydinlan sen?” dedim.

“Hıı, yoo” dedi uykulu bi sesle. “Ne ?” dedim. “Ne zaman dedim ben öyle bişey ya, uykum var git başımdan.” dedi ve yorganı başına çekti.

Yorganı asabice başından çekerek;

– Oğlum sen az önce ayakta değilmiydin ? Benim telefonumu karıştırmıyormuydun ? dedim.

+ Yoo, rahat bırak beni abi ya uykum var, diyerek yorganı tekrar başına çekti.

O anda anladım, Deniz’e küçükken yaptıkları şeyi yapacaklardı banada..

Buluşma yerine gitmedim, Deniz’e mesaj çektim,

– Aşkım, az önce senmi aradın beni ?

Biraz sonra mesaj geldi;

+ “Hayır bitanem, şimdi uyandım bende. Mesaj sesinden, ne olduki ?”

Bu mesajı gördükten sonra iyice ürkmeye başladım.

Kime güvenecektim ben ?

Kimlere güvenebilirdim…

– “Bekle, geliyorum. 5 dakika sonra kapıda ol” dedim.

Evden çıktığım gibi koştum. Ne oluyordu böyle..

Düşüncelerim çok karmaşıktı.

Bir yandan Ebubekir, bir yandan ONLAR.

Uykusuz olduğumdan dengesizce koşuyordum, kapıda bekleyen Deniz’i gördüm. Elinden tutup, “Herşeyi yolda anlatıcam hayatım. Gel benimle, hastaneye gitmemiz gerek.” dedim.


 

Ebubekir’i merak ediyordum.

Deniz yolda giderken sordu, “Aşkım, ne oldu ?”

Durumu anlatmak zorundaydım sanırım.

Meraklı gözlerle gözlerime bakıyordu.

-“Hayatım, sen neredeyse ayakta uyuyordun…(hızlıca anlatır)… ve sonra ambulans ebubekiri götürdü, evde yaşadığım garip olaylarda cabası..

Bunları anlatırken Deniz şaşkın,korkmuş ve üzüntülü gözlerle dinliyordu beni.

Çoktan hastaneye gelmiştik. Tam hastanenin kapısından girecekken, Ebubekir çıkıyordu kapıdan annesiyle beraber.

“İyimisin?!” diye gittik hemen yanına.

– “Kardeşim, tamam bişeyim yokta. Bunu neden yaptın bana ?” dedi.

Yolda onlarla beraber yürürken durumu anlatıyordum.

– “Ben, benmi… Ben seni boğmayamı çalıştım…” diyordu şaşkınlıkla.

Ona, kendinde olmadığını belirttim, her şey geçmişti.

Sanırım onlar artık bizi rahatsız etmiyordu.

Yada öyle sanıyorduk. Ebubekir’in iyi olduğunu gördükten sonra Deniz’i alıp bizim eve gittik.

Bu kızla ciddi düşündüğümü, onunda benimle ciddi düşündüğünü ailelerimiz biliyordu. O yüzden onun bizde kalması falan sorun olmuyordu. Annesine “Annecim hastaneye gittik keremle, şimdi onlara gidiyoruz, gelince açıklarım önemli değil o kadar merak etme 🙂 ” diye SMS attıktan sonra yola koyulduk. Apar topar bize gelmesi biraz ailesi tarafından sorun olabilirdi tabii, ama neyse.

Uykusuzluktan ölüyordum neredeyse, evin kapısını açtık. Saat sabahın 9’uydu.

Oğuz geçmiş çizgi film izliyordu.

– Hoşgeldin abi, hoşgeldin Deniz abla, dedi.

Bitkinlikten cevap vermemiştim.

– “Hoşbulduk Oğuz” demişti Deniz.

Merdivenlerden odama çıkmıştık, o yorgunluktan kendimi yatağa attım sanki sadece kendim yatacakmış gibi dağınıkçasına. Denizde ayağımı kolumu toplayarak yanıma yattı.

Gözlerimi kapattım. Üstümüzü battaniye ile örttü, kafasını göğsüme koydu ve tam uyuyacakken, aşşağıda annemin ve Oğuzun acı dolu bağırışmalarını duydum.

Kalktım yataktan telaşlıca, aşşağı bakmaya gidecekken Ebubekir kapıdan içeri girdi.

Elinde bir bıçak vardı. Bıçak kanlıydı.

Düşündüğüm şey olmamalıydı. Bıçağı görünce Deniz çığlık attı.

– “Ne oldu kerem ? Hı ?” diyerek kahkahalar atmaya başladı.

Suratında alaycı bi ifade vardı. Elindeki bıçakla Denize saldırdı.

Tutamadım, sanki yerinden kımıldamıyordu bacaklarım.

Bıçağı Deniz’in karnına soktu, kadınım dediğimin son nefesini hisseder gibi oldum..

Kalbimden bir parça koptu. Onunla beraber öldüm sanki.

Ebubekir hala gülümsüyordu, gözleri bembeyazdı..

Beti benzi akmıştı suratının, bıçağı Deniz’in karnından çıkardı, Deniz yere yığıldı.

Bana doğrulttu, ve tam saplayacakken “Deniiz!” diye bağırarak uyandım.

Deniz yanımdaydı, saat 10 olmuştu.

“Ne oldu hayatım, kabusmu gördün ?!” dedi.

“Of.. Yok bişey hayatım, yatalım hadi.” dedim. Psikolojim alt üst olmuştu.

Kolumu Denizin beline atarak koydum kafamı yastığa.

Kafamda bir çok düşünce vardı. Ama uykusuzdum..

– “Uyuyamıyorum” dedim sakince. Yanağımdan öptü, sarıldı.

“Tekrar dene” dedi.


 

Uyandım, saat 5 olmuştu. Yanıma baktığımda Deniz yoktu. Çıktım yatağımdan, aşşağı indim.

Mis gibi yemek kokuları geliyordu burnuma. Merdivenlerden inerken, Deniz’in sesini duydum.

– İşte. Çok zor günler geçiriyorlar, diyordu.

Ne olduğuna bakmaya gittim, mutfakta anneme yemek konusunda yardım ediyordu ve bu sıradada olayları anlatıyordu.

-“Anne ?” diye seslendim. Annem acınası gözlerle bakıyordu bana.

“Eheh, günaydın oğlum” dedi. Yüzü gülüyordu, ama gözleriyle bana acıdığını belli ediyordu.

-“O halde biz çıkalım şimdi, akşam yemeğe geliriz annecim” dedi Deniz.

-“Tamam kızım, fazla geç kalmayın.” diyerek gülümsedi annem.

Elimden tutup, koridora götürdü beni Deniz.

– “Ebubekiri ziyaret etsek mi? Edelim.” dedi.

– “Bende bunu düşünüyodum zaten tam” diyerek gülümsedim.

Hazırdım zaten. Banyoya gitim, elimi yüzümü falan yıkadım.

Hazırlandım, kapıdan çıkacakken,

– “Kendinize dikkat edin oğlum” dedi annem.

– “Tamaam merak etme” diyerek kapadım kapıyı.

Oğuz’un evde olmadığını farkettim bi an.

– “Oğuz nerede aceba” dedim kendi kendime.

– “Arkadaşı çağırdı, top oynayacaklarmış” deyip güldü Deniz.

Ebubekir’lere doğru yola çıktık.


 

Ebubekir’lerin evine vardığımızda kapıyı annesi ağlayarak açtı.

– “Ne oldu elif teyze ?!” dedim telaşlı bi sesle.

– “Orda..” diyerek bize Ebubekir’in odasını işaret etti.

Koştum hemen, kapıyı açmaya çalıştım, kilitliydi.

– “Gidiin!” diye bağırıyordu Ebubekir.

Deniz korkmuştu, duvara yaslanıp yere çöktü. “Ne oldu ona” dedi korkak bi ses tonuyla.

Aldırmadan,

– “Ebubekir aç yoksa kırıcam, aaaç !” diye bağırıyordum.

Arkada annesi ağlıyordu.

– “Aç şunu!” dedim. Açmadı. Geri yaslanıp, kapıya bi omuz vurdum. Açılmadı.

Tekrar geriye yaslandım, ve tekrar vurdum.

Açılmadı..

Bu sefer geri gerilip, bir tekme attım. Kapı küt diye yere düştü.

Ebubekir’in içerideki halini görünce tüm psikolojim yerle bir olmuştu.

Tırnaklarıyla yüzünü soyuyordu.

– “Çıkın odadaaan !” diye bağırmaya başladı. Ağlıyordu. Yatağından kalkıp üstüme yürüdü.

Tek çaremin bu olduğuna inandım, gerilip suratına bir yumruk atıp yere düşürdüm ve sersemlettim onu. Annesi ve Deniz arkada halen ağlıyorlardı.

Çaresizdik. Hepimiz çaresizdik. Bu durumun içinden nasıl çıkacaktık?

Ebubekir yerde bayılmışken annesinden bir ip istedim.

Annesi ipi getirdi, kendine zarar vermemesi için ellerini arkaya doğru bağladıktan sonra onu yatağa yatırıp, yatak başlığına ellerini ve ayaklarını bağladım.

Ne yapacağı belli olmazdı. Gözlerini o sırada birden açtı;

Bana baktı ve gülümsedi. Kanlı yüzünde o alaycı ifadesi beni çok korkutuyordu.

Deniz’e Elif teyzeye destek çıkması için burada kalmasını söyledim.

Benim eskilerden bildiğim bir hoca vardı, çaresizdim, “Belki..” diye umutlanarak ona gitmek üzere yola koyuldum.

Ebubekir’in bu hali beni yüreğimden yaralamıştı. En yakın dostumu kaybediyordum..


 

Koşa koşa bizim evimizin aşşağısında oturan hocanın evine doğru gittim,

Evinin kapısına geldim, çaldım hızlıca, açtı kapıyı,

– “Buyur evladım” dedi.

Başında kavuğu, sakalları ağırmış, 60 yaşlarında bir insandır.

Çok severdim kendisini.

-“Hocam hemen gelmeniz gerek, çok önemli bi vaka var. Acele edin çok önemli hocam” dedim panikle. Sesimden telaşlı olduğumu anlamıştı.

Terliklerini giydi, anahtarını alıp kapıyı kapattı.

“Koşun hocam” dedim, koşmaya başlamıştık.

– “Ne oldu evladım, hele bi anlat bakalım” dedi yürürken.

“Hocam gözlerinizle görüceksiniz zaten anlatması çok uzun, koşun” dedim.

Bir kaç dakika sonra Ebubekir’lerin evine varmıştık.

Kapıyı çaldım, hoca nefes nefese kalmıştı. “Geldik hocam, geldik.” dedim.

Kapıyı Deniz açtı, “Hayatım çok kötüleşti” dedi.

“Hocam girin içeri” dedim, tuttum kolundan, kapıya kadar getirdim.

“Hocam, odanın içinde” dedim, yavaşça içeriye girdi, kapıyı kapattı. 30 Saniye kadar sonra kelime-i şehadet getirerek odadan çıktı hemen.
Beti benzi akmıştı. Korkmuştu.

Ne vardı bu kadar korkacak ? Bende girdim içeri, hoca arkamdan geldi.

Ebubekir yatakta kahkahalar atıyordu. Yüzünden kanlar akıyordu. Bi elini ipten kurtarmıştı.

Yüzünün derisini soyuyordu. Kanlı gözleriyle gülerek bana baktı.

“Hocam bişey yapın !” diye bağırdım.

Hoca arapça kelimeler söylemeye başladı yavaşça, Ebubekir sakinleşir gibi oluyordu.

Yatağı sallamayı bıraktı. Durdu, kanlı göz kapaklarını yavaşça kapattı.

– “Çabuk bi kağıt, bi su, ve çakmak getirin bana!” dedi hoca.

Hemen telaşlıca aradık, bulduk istediği şeyleri, verdik hocaya.

Annesi hala ağlıyordu. Ağlamaktan gözlerinin altı mosmor olmuştu.

Deniz’in kanı donmuştu. Odaya giremiyordu, Ebubekir’e bakamıyordu.

Hoca kağıda bişeyler yazdı, suyun üstüne getirip kağıdı yaktı.

Kağıdın küllerini suyla karıştırdı. Ebubekir’in suratına döktü, ve döktüğü anda Ebubekir çığlıklar atarak yatağı sarsmaya başladı.

Bi kaç saniye sonra durdu. Gözlerini açtı, göz bebekleri yerindeydi.

Ağlamaya başladı aniden, “Ne oldu bana?!” diye ağlıyordu.

Ebubekir normale dönmüştü. Artık içinde başka biri yoktu.

– “Yüzüm!” diye bağırdı.

Hoca, “bismillahirrahmanirrahim” dedi, yüzü gülüyordu.

“Gözünüz aydın” dedi sakince, ardından “Merak etmeyin, bundan sonrası size kalmış.” diyerek kapıdan çıktı, evine doğru gitti.

Hepimiz odaya girdik, Ebubekir’in ellerini çözdük ve serbest bıraktık.


 

Ona durumu anlattık. İçerden yara bandı, bandaj getirdik.

Deniz’in şaşkın bir şekilde, yüzü gülüyordu.

Elif teyze ise, “Çok şükür allahımaa” diye neşe içinde bağırıyordu.

Gerçekten mutluydum o an, tuttum Ebubekir’in yara içindeki elini,

– “Oğlum, ne çektik ulan biz seni kaybetmemek için. Biliyomusun? Değerini bil aptal herif, kardeşim benim..” diyerek sarıldım, “Aah” dedi. Canı acıyordu.

Yüzünü bandajla sarmasına yardım ettik. Ona baktık, yaralarını sardık.

Herşey geçmişti artık, yüzlerimiz gülüyordu, tek isteğimiz vardı şu anlık, Ebubekir’in bir an önce iyileşmesi. Kendine çok zarar verdi.

Her neyse, iyice bi dertleştik, moral olarak hepimiz iyileştik.

Bu sırada telefonu çıkarıp anneme, “geliyoruz merak etme” diye mesaj çektim. Telefonu oradaki sehpaya koydum.

Ebubekirin dinlenmeye ihtiyacı vardı. Yatağına uzanmasına yardım ettik. Biraz daha muhabbet ettikten sonra Deniz’le fazla geç olmadan çıktık.

Anneme 8 olmadan döneriz demiştik, aah saat 9’u geçmişti bile, koşa koşa gittik.


 

Yemekler çok güzeldi, Denizin marifetleri anneminkiyle birleşince ayrı bi tat oluyordu ya, anlatılamaz.

O gün benim için çok yorucuydu. Annem ne olduğunu sordu, “Yarın anlatırım anne” dedim, sustuk.

Karnımızı doyurduktan sonra Deniz’i evine bıraktım. Yanağından bi öpücük aldıktan sonra evime doğru geri yürümeye başladım.

Çok uykum vardı. Herşey bitmişti, ve her şey normaldi..

Rahat bir uyku uyuyabilirdim. Evime döndüm, kapıyı açtım, yavaşça kapayıp merdivenlerden çıktım ve kendimi yatağa fırlattım.

Yatar yatmaz, uyudum..


 

Sabah oğuz uyandırdı. Kalk kahvaltı edicez diye dürtükledi. Elimi yüzümü yıkadım. Annem kahvaltı hazırlamıştı.

Tam Deniz’e mesaj atacaktım ki, telefonumu bulamadım. Nerde diye ararken Ebubekir’lerde ki sehpanın üzerinde unuttuğum aklıma geldi. “Anne, hemen geliyorum” dedim.

Terliklerle fırladım dışarı. Ebubekir’ide görüp gelirdim hem.

Herşey düzeldi sanmıştım.

Taki, Ebubekir’lerin evinin önündeki cenaze arabasını görene kadar.

Annesi fenalaşmıştı, dışarıda komşular zor zaptediyordu.

Cenaze arabası giderken arabanın arkasında Ebubekir’in resmi vardı.

Yikıldım o an, telefon aklıma geldi. Belki bişey yazmıştır, belki haber vermiştir..

Belki ona yardım edememiştim.. Koştum içeri, aldım telefonu elime..

Haklıydım. Bir sesli mesaj vardı;

– “(ağlayarak)Kanka, can kardeşim.. Her şey bitti sanmıştık ya hani.. Benim için bitmiş, sizin için bitmemiş.. Benden birşey istediler.. Yapmassam, sana ve Deniz’e bulaşacaklarını söylediler.. Mecburen yaptım, pardon, yapacağım.. Lütfen kızma bana, mutlu olun tamammı? Sizi çok seviyorum kardeşim. Siz bana, beni sevdiğinizi gösterdiniz, sıra bende.. Kendine iyi bak, kardeşim..”

Dizlerimin üstüne, yı-kıl-dım..


Yazdığım kısa hikaye hakkında yorumlarınızı bekliyorum, gerçekten!


Şizofren Psikolog


 

 

  1. bariss dedi ki:

    Bilader biraz gerceklik payi var ama aralardaki kopukluklar yuzunden sahteligi belli oluyor illaki boylr olaylar vardir ama bu cok abartili

  2. Özlem dedi ki:

    Gereksiz detaylar var, onun dışında iyi

  3. Sems dedi ki:

    bu gercekmi yha nolur gercek olmasin

  4. Cemre dedi ki:

    Gerçekten çok iyi yazmışsın gerçek falan değil dimi acayip korktum da 🙂 🙂

  5. Özge dedi ki:

    Biraz kısa olabilirmiş aslında baya uzatmışsıniız sjjjkjs

  6. Sizofren Psikolog dedi ki:

    Abbas’a Cevap: Kendim yazdım, teşekkürler.

  7. Abbas dedi ki:

    Daha öncede okumuştum kendin mi yazdın alıntı mı? yoksa gerçek bir hikaye mi çözemedim ama başarılı imkan olsa bir film çıkar diğer filmlerden de bi eksiği yokgayet güzel

  8. Perde Arkasındakiler dedi ki:

    Bizzat Yaşayıp görmüşlüğümün olduğu olaylar Okurken sadece anılarım canlandı bu hikaye benim yaşadıklarımın yanında biraz çocuk hikayesi gibi geldi ama güzel olmuş elinize sağlık..!

  9. Kar Tibir dedi ki:

    gecenin bir yarısı okudum ve gerçekten beğendim. gerçi hepsini okumadım, yarıya kadar okudum. işte ibretlik ulan, cenabet dolaşmayacaksın.

  10. Hayal dedi ki:

    kesinlikle fena değil zaten .sadece biraz geliştirmek gerekiyor aman işte iyi 😀

  11. Sizofren Psikolog dedi ki:

    Yorumun için teşekkürler, fazla iyi olmadığının farkındayım. 🙂 Başlangıç için fena olmadığını söylüyorlar. 🙂

  12. Hayal dedi ki:

    gereksiz detayların var olduğunu düşünüyorum . güzel konu ama nerede ne oluyor muallakta kalıyor geldiler ee ne yaptılar bir şey olmalı dehşet verici tarzda eksikleri var fazlalıkları da ama genel anlamda güzel kalemine sağlık

  13. Sizofren Psikolog dedi ki:

    Cinler bilimsel bir gerçek değil, bunu psikoloji ile bağdaştıramam özür dilerim. 🙂

  14. Articles like this are an example of quick, helpful answers.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir